
18 Temmuz 2011 Pazartesi
Vicdan...

8 Haziran 2011 Çarşamba
Büyük Sır...

4 Haziran 2011 Cumartesi
Cemre (*) ve Toprak...

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde...
Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten...
Biri kaptı maşayı, biri aldı meşeyi; dolandım durdum dört köşeyi...
Vay ne köşe bu köşe!
Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe; bu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, şu köşe güz köşesi, diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş paşası!..
Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gelgelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme, gözlerim fırladı dışarı!..
Az gittim uz gittim. Dere tepe düz gittim. Çayır çimen geçerek, lale sümbül biçerek, soğuk sular içerek, altı ayla bir güz gittim. Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim!..
Vay başıma, hay başıma. Bu yol bitecek gibi tükenecek gibi değil, ya bir devlet kuşu konsa başıma, ya da alsa beni kanadına kaşına, demeye kalmadı bir de gördüm ki, ne göreyim?
Adıyla sanıyla, yeşiliyle alıyla, Zümrüd-ü Anka dedikleri değil mi? Kafdağı'nın üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın hele! Yüzü insan, gözü ahu. Ne maval, ne martaval. İşitilmedik bir masal!..
Zamanın birinde yüreği kor, gözleri çakmak kendisi alev parçası Cemre adında bedeni dört mevsim ama gönlü sadece bahar bir kız varmış.
Baldan dudakları, ipekten teni, başak tarlasına benzer saçları varmış Cemre’nin.
Bir görenin aklı gider, aman dileyip kendisini soğuk sulara atarmış.
Cemre’nin gönlü aşkı bilmezmiş ilk zamanlar, sadece severmiş herkesi ve her şeyi.
Ama büyüdükçe aşkı hissetmiş kalbinde. Ellerinde ve yüreğinde bir boşluk, dudaklarında bir serinlik olduğunu anlamış.
Gel zaman git zaman 3 yiğit aşığı olmuş Cemre’nin.
Alaycı, değişken Hava, akıcı, coşkulu su ve dingin, huzurlu Toprak…
Hava en önce görürmüş hep Cemre’yi, gitme dermiş kal benimle.
Eseriz uzaklara, çıkarız bulutlara nereye isterse canımız gideriz oralara dermiş.
Cemre Hava’nın inceliğine, huzuruna âşıkmış ama değişkenmiş hava, belli olmazmış ne yapacağı. Tutmazmış bir günü bir gününü. Ya dermiş bir gün gelir de eserse uzaklara bensiz? Sonra hangi rüzgâr soğutabilir kalbimdeki o kor Alevi?
Sonra Su çıkarmış hep karşısına. Gözleri masmaviymiş Su’yun. Hayat doluymuş. Cemre’ye, gel aşkım dermiş, bir birimiz içinde kaybolalım, dudaklarımız ayrılmasın sonsuza kadar beraber olalım dermiş.
Ama hırçınmış Su, bazen yıkamış çevresini, sert kayalara bile kafa tutar, dininceye kadar çarparmış kendisini. Korkuyormuş Cemre ya bir gün bana da dalgalanır ama durulmazsa diye.
Ve Toprak….
Toprak vefalıymış. Ağırbaşlı kara gözlü bir yiğitmiş. Vakur ama koruyucuymuş. Cemre hep O’nu daha çok sevmiş içten içe. Ama Toprak hiç açılamamış Cemre’ye.
Bir kere bile diyememiş aşkını. O yüzden hep en son O bakarmış Cemre’nin ardından.
Yıllar yılları kovalamış. Cemre her seferinde önce Havanın inceliğine, sonra Suyun asiliğine ama bir tek Toprağın sadakatine âşık oluyormuş.
O nedenle ne kadar severse sevsin diğerlerini, günü geldiğinde sadakati bulduğu yerde, yani Toprağın bedeninde kaybolmuş Cemre.
O gün bugündür, her bahar geldiğinde âşıklar şöyle anlatırlarmış Cemre’nin hikâyesini.
“ Her bahar Aşkı ve Cemre’yi anlatır. Aşk, vazgeçilmez olan için her şeyden Vazgeçebilmektir.”
(*)Cemre: İlkbahar başlangıcında yedişer gün arayla önce havada sonra su ve toprakta oluştuğu sanılan sıcaklık artışı. Arapça olan sözcük kor durumunda ateş anlamına gelir.
2 Haziran 2011 Perşembe
Kırılma Noktaları...

Kırılma noktaları derken geçmişimizde verdiğimiz kararların hayatımızın genelinde yarattığı etkilerden bahsediyorum.
26 Mayıs 2011 Perşembe
Ya Sonra...

17 Mayıs 2011 Salı
Şükretmek...
Tehlikeli Türle Yakınlaşmalar...

16 Mayıs 2011 Pazartesi
Aşkı Ararken...

Öyle ki şu eski Yunan miti daha bir anlamlı hale gelmeye başladı sanki.
Efsaneye göre Titanlar insanları önce iki kafalı, dört kollu ve dört bacaklı yaratıyorlar.
Daha sonra canları sıkılıyor ve yıldırımları ile onları iki ayrı bedene ayırıyorlar.
Ve her bir bedenden bir kadın ve bir erkek çıkıyor.
Bu bedenler dünyanın dört bir tarafına dağılıyorlar.
Efsane bu ya; o bedenler ömürlerinin sonuna kadar diğer ruh eşlerini arıyorlar...
Bugün bile..
14 Mayıs 2011 Cumartesi
Yedek Sevgili...

Beni terk edenlerden tek bir isteğim olurdu. ''Ne olur, bir daha beni aramayın! Çünkü ben kolay unutamıyorum. Çünkü ben size duyduğum o akıl dışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum. Çocukluğumun o güzel bahçesini.'' Böyle derdim onlara ama yine de ararlardı beni... Soluksuz ve umutsuz kaldıkları bir gece mutlaka akıllarına ben gelirdim...
13 Mayıs 2011 Cuma
Hayırdır İnşallah...
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Keyif...
Yemek yemek keyifli olacak, uyumak, öpüşmek, gezmek zevkli olacak.
Sabahlamak, kitap okumak beraber, beraber sövmek ayarsız ağızlarla, beraber gülmek koca bir ağız dolusu.
Senin olduğun yerde utanma, arlanma, ayıp günah bile olmayacak.
Sonra sen olacaksın ki ben ben olacağım, baba olacağım, sevgili, dost, fedai olacağım.
Sen olacaksın ki sabahların tadı bir başka, gecenin zevki bir başka olacak.
Seninle gezmek gerek Akdeniz kıyılarını.
Ellerimizle balık yerken, lokmaları bir birimizin ağzına vermeli, beslemeli ve yıllara inat büyütebilmeli birbirimizi.
Daha o kadar çok ki seninle anlam bulması gerekenler ve seniz anlamını yitirenler.
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Tozlu Anılar ve Aşk İzleri...

28 Nisan 2011 Perşembe
İzler...

Bedenlerimizdeki ve ruhlarımızdakiler.
Bazen ikisi de bir birine bağlı olarak oluşuyor.
Hani sevdiğiniz için kavga edersiniz ve yıllar sonra bile baktığınızda O'nu hatırlatacak bir yara oluşur bedeninizde.
Bazen de hiç ilgileri olmaz birbirleriyle.
Bedendekileri boşverin de ruhlardaki izler nasıl oluşurlar ki?
O izlerin nedeni öyle yada böyle sevdiğiniz insanlardır.
Sevmediğiniz kişiler sizin gönlünüzü çizemez ve kanatamaz.
Anneniz, babanız, kardeşiniz bile ufak bir çizik atabilir bazen.
Ama en derin yaraları sadece sevdiğiniz açabilir.
Bilerek yada bilmeyerek.
Her ilişki bir savaştır ve illa ki ayrılıktan sonra izler bırakır.
Bazen kan revan içerisinde bulursunuz kendinizi ve hiç bir şeyi görecek, duyacak, hissedecek gücünüz kalmaz.
Geçmesi mümkün değildir ama iyileşmesi zaman alır en nihayetinde.
Bir daha kimse canımı bu kadar yakamaz, acıtamaz beni dersiniz.....
Ama bağışıklık yoktur bu acıya.
Gene yanar canınız.
Aradan yıllar geçer ve bir bakarsınız ki ruhunuz ve kalbiniz izlerle dolmuş.
Sahipleri yok, nedenleri yok ve bazen anlamları da yoktur yıllar sonra.
Şimdi bir düşünün...
Sizin izlerinizin sahipleri kim?
Ne zaman açıldı o yaralar?
Ve kimlerde sizden kalma izler var?
27 Nisan 2011 Çarşamba
Tunçtan Bir Anı...

Maçın sert ve çekişmeli geçeceği spor salonunun dışına taşan seslerden belliydi. Uzun zamandır bu kadar iddialı ve hırslı değildi hiç birisi... Evet.... O kupayı istiyorlardı. Soyunma odasında bir birleriyle sadece bakışarak konuştular. 13-14 yaşlarında olmalarına rağmen ruhlarına ve bedenlerine inanılmaz bir olgunluk ve soğukkanlılık hakimdi. O kasvetli atmosfer içerisinde bir ara aklında "Acaba O'da gelecek mi?" diye bir soru işareti belirdi ama sırası değildi bu düşüncelerin. Derin bir nefes aldı ve sessizliği "Haydi beyler" diye bağırarak yırttı. Bir anda kanları kaynamış, kasları gerilerek oturdukları yerden ellerini çırparak fırlamışlardı. Merdivenlerden savaşa hazır bir ordunun özel eğitimli ve O güne hazırlanmış bir takımı gibi indiler. Artık kalabalık bedenlerin ve çığlıkların doldurduğu salonun ortasındaydılar. Hemen gözü karşı potanın dibinde bulunan alt kattaki sıralara takıldı....
Evet oradaydı... Okuldan arkadaşları ile gelmişti ve inanılmaz gülümsemesiyle etrafa enerji yayıyordu. Birden kalp atışlarının daha da hızlandığını ve yüzünün yandığını hissetti... Aniden suratında patlayan top kulaklarında inanılmaz bir çınlamayla onu sahaya geri getirmişti... Sinirle etrafına bakınırken kıvırcık saçlı pivot pis pis sırıtarak göz kırptı.. "Dünyaya dön oğluuum dünyayaaaaa..."
Bir kaç turnike, 2'lik ve 3'lük derken ısınma bitmiş, maç başlamış ve hava atışında topu takımına kazandırmıştı. Karşı takımın potasına giderken gözü sürekli O'nu arıyor, büyük bir gayretle kendisini toplamaya çalışıyordu... İlk çeyrekte rebounda çıkarken aldığı omuz darbesi onu potanın arkasındaki parmaklıkların dibine uçurmuş ve göz göze gelip beraber kahkaha atmalarına neden olmuştu.
Sırf bunun için bile maçın sonuna kadar omuz darbesi alabilirdi... İlk yarı kafa kafaya bitmiş ancak ikinci yarı taraftarların ve takımın zafer çığlıklarıyla süslenmişti. Harika bir akşamdı.
Maç sonrasında arkadaşlarının ve O'nun oturduğu yere doğru gitmiş hep beraber kahkahalar atarak o anın tadını çıkarmışlardı. O dönem kızın bir sevgilisi olup olmadığını bilmiyordu ama çok yakın olduğu birisi vardı...Kıskanıyordu ama kendine o kadar güvenemiyordu.
Zaten "Hayatımda bir erkek olmasa seninle beraber olurdum" diyecek değildi ya... İnanılmaz güzel kokuyordu.
Gülüşü, dişleri ve o salınarak yürümesi yok muydu....Bir ara yan yana oturdular.
Gözlerini kızın teninden alamıyordu....Bu durumun tek bir tarifi olabilirdi..
Tutku...
Kalkma vakti gelmişti. Montunu alırken altında beyaz bir şey fark etti...Bu beyaz yün bir eldivendi...O'nun eldiveni...
Eve giderken yol boyu eldiveni suratından ayırmamış, kokusuyla adeta kendinden geçmişti.
Evde kimse yoktu.Hemen salona geçip müzik setini açtı.
Boat on the river favorisiydi. Ama bu sefer eli Scorpions'a uzandı ve Wind of Change'i açtı. Siyasi bir şarkı olmasına ve aşkla bir ilgisi olmamasına rağmen çok seviyordu o şarkıyı.
Yere uzandı, gözlerini kapattı ve sabun köpüğü gibi bir an mı yoksa Tunç gibi mi diye düşündü...Eldiveni koklayarak notaların ve ıslık seslerinin içinde kayboldu...
25 Nisan 2011 Pazartesi
Doğanıza Göre Yaşayın...

22 Nisan 2011 Cuma
Çok Kişiliklilik...

18 Nisan 2011 Pazartesi
Hayaller ve Gerçekler...

BMW M3....
14 Nisan 2011 Perşembe
"İlk Buluşma"lar....

Yani sanırım...
Eğer "Benim burada ne işim var" duygusuna kapılmıyorsanız ve tebessümler yayılıyorsa yüze her şey yolunda demektir.
Ama bazen de tam tersi olur ve " Benim burada ne işim var" deyiverirsiniz.
İlk buluşmalar...
Öyle yada böyle iki kişinin bir araya gelmesi.
Sonra konuşmalar başlar ve kendini kendi cümlelerinle anlatmaya çalışırsın. Aslında bu bir önsözdür. Asıl kitap okunmaya başlanmamıştır bile. Herkesin bir hikayesi var derken sanırım kast ettikleri tam olarak bu olmasa da ben herkesin sayfalar dolusu bir hikayesi olduğuna gerçekten inanıyorum.
Ve sadece bir önsözün bu kitabı anlatamayacağını da .... Hatta özetleyemeyeceğini de.
13 Nisan 2011 Çarşamba
Zekama Yakışmayan Salaklıklarım...

16 Mart 2011 Çarşamba
Tsunami

Tsunami

8 Mart 2011 Salı
Kıskanmak...

Burada bahsettiğim başkalarını değil, sevdiğinizi kıskanmak. Yani eşinizi veya sevgilinizi kıskanmak...
3 Mart 2011 Perşembe
Aşk mümkün müdür hala?

2 Mart 2011 Çarşamba
Bir Sinir Hali....
Töre Cinayetleri...
